danny boyle'un yeni filminin adı. dün akşam birkaç bira eşliğinde yutuverdiğim bir seyirlik. kapitalist dünyanın, çöplükten çıkıp zengin olabiliyor insan bak, hatta hindistan gibi hareket alanının bu denli dar olduğu bir ülkede bile, düsturunun kameraya dökülmüş hali. hepimizin içten içe düşünü kurduğu, yerleri süpürüp bulaşıklığı boşaltırken yüzümüze bir six feet under gülümsemesi yapıştıran, son zamanların ağdalı türk dizilerinin geçtiği o masalsı mekanlarda somutlaşan, hal diliyle 'yırtma', daha entelektüel bir söylemle 'mutlu olmadığımız her şeyi ve herkesi ardımızda bırakıp kim istersek o olmamamıza olanak sağlayacağına inandığımız oyun'.
ama yine de, belki de ortak bilinçaltımız yüzünden hepimizin yüreğini gıcıklıyor. sonundaki mesajdan çok, oraya varana kadarki öyküye kaptırıyorsun kendini. müziği güzel, ölülerinin başında çılgınca dans eden çingeneler gibi biraz. iyiyle kötüyü ayıran sınırlar kalkmış gibi. filmdeki şimdi ve geçmiş arasındaki geçişler, alışık olduğumuz kronolojik sistemi alaşağı ederek zamanı bir batı icadına dönüştürüyor.
ama son kertede, jamal'in zengin olup sevdiği kızı kraliçeler gibi yaşatacak olması ne anlama geliyor? happily ever after masalının yeniden meşrulaştırılması değil mi? nasıl bir zafer kazanıyor jamal? bir tilkiyi-sunucuyu- alt edince, nasıl bir doyum yaşıyor ve yaşatıyor seyirciye? üç silahşörlerle o şövalyelik zihniyetine ve kodlamalarına mı dönmemeiz bekleniyor-çünkü salim'in bu üçgenin kenarlarından biri olmayacağı baştan belli. bu yüzdendir ki daha ziyade bir sopranos hayatı seçiyor kendine.
sorular, yanıtlar.
ama yine de alıntılar ve göndermeler.
daha iyi yenilelim diye.
19 Ocak 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder