marianne faithful o tuhaf, neredeyse sakar güzelliğiyle kulaklarımıza strangers only talk about the weather'ı üflemekte. her yerin sinir bozucu bir beyaza boyanmış olduğu ofiste oturup yeni kurun planlarını yapmakta, 'do you belong here'lı iç sesimin ağzına mavi kadifeler tıkıştırmaya uğraşmaktayım. hava buğulu, handiyse plastik ve her saat karanlık. blues everywhere.
sık sık gündüz düşlerine dalmaya başladım ve bu beni epey korkutuyor. bir anda başka bir yerde, başka insanlarla, çok başka şeyler yapıyor buluyorum kendimi. bir toplantının ortasında john lennon'la düelloya girişmiş oluyoruz mesela. ya da ne bileyim, if clause'ları anlatırken bir şehirlerarası otobüste kanyak içip kahkahalar atıyorum. tam the scrubs durumu.
insanlara tahammülüm minimum düzeyde. herkesin derisi yer yer soyulmuş sanki, altından kemikleri ve damarları görünüyor. öyle sakin ve coşkusuzlar ki, giderek onlara benzemekten ürküyorum.
görkem'le bardaklara su doldurup pipetle içişimizi, bir yandan da highly intellectual and existential sohbetimizi eski moda bir teybe kaydedişimi hatırlıyorum. oraya dönmek, kayıp zamanın peşinde gloria'yı izlemek istiyorum.
'i don't like kids. i hate kids. especially yours.'
24 Kasım 2008 Pazartesi
23 Kasım 2008 Pazar
nux vomica
six feet under'ı izlemeye başladım biraz geç de olsa. ve bölümler ilerledikçe, içinde bulunduğum zavallı hayattan çıkıp david, nate, brenda ve claire'ın zavallı hayatlarına karışmak isteği peydah olmaya başladı içimin en 'trt dizileri' yerinde. her sabah evimi ve yaşadığım şehri bırakıp muhtemelen varoluşuma hiçbir biçimde iyi gelmeyecek bir başka ev ve/veya şehre yerleşmeyi kurarken, her akşam 'arım,balım,peteğim' kıvamında dolma, karnıyarık, taze fasulye yaparken bulmak kendimi. incindiklerimi karikatürize edip 'bunu beğenen şunu da beğendi' tadında fıkralara dönüştürmek.
cuma günü buram buram great britain(there is no such thing as irish problem) kokan 'altmış yaşındayım ama vücudum hala sımsıkı' amcaların pronunciation konferansına katıldık hazırlık camiası olarak. bir ara kendimi bir yandan elimdeki longman broşürünü koklayıp bir yandan da rufus wainwright'ı çıplak düşlerken yakalayınca baya korktum. öyle snob, öyle biz en öz native'leriz, avustralya, kanada bile halt etmiş, en düzgün telaffuzu biz biliriz, hatta buyrun sözlüğünü bile yazdık, cd'si de şirketten tadında konuşmalar yapıldı ve hintli, arap ve japonların ingilizceleriyle öylesine dalga geçildi ki midem ağzıma geldi. ne yapsan bir yerinden muhakkak daihlsin işte sisteme. karşı olduğun her şeye gülümseyip reverans yapmak zorunda kalıyorsun ya da daha marjinal bir hayatı seçemediğin için buna razı oluyorsun.
cuma günü buram buram great britain(there is no such thing as irish problem) kokan 'altmış yaşındayım ama vücudum hala sımsıkı' amcaların pronunciation konferansına katıldık hazırlık camiası olarak. bir ara kendimi bir yandan elimdeki longman broşürünü koklayıp bir yandan da rufus wainwright'ı çıplak düşlerken yakalayınca baya korktum. öyle snob, öyle biz en öz native'leriz, avustralya, kanada bile halt etmiş, en düzgün telaffuzu biz biliriz, hatta buyrun sözlüğünü bile yazdık, cd'si de şirketten tadında konuşmalar yapıldı ve hintli, arap ve japonların ingilizceleriyle öylesine dalga geçildi ki midem ağzıma geldi. ne yapsan bir yerinden muhakkak daihlsin işte sisteme. karşı olduğun her şeye gülümseyip reverans yapmak zorunda kalıyorsun ya da daha marjinal bir hayatı seçemediğin için buna razı oluyorsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)