çok değil, birkaç dünya günü sonra, ülkemizin güzide üniversitelerinden birinde göreve başlayacak olmanın deriin hazzından olsa gerek, tuhaf düşlere uyanmaya başladım. balkona şezlong atıp dişlek dişlek uyuklayan rakunlar mı ararsınız, bıçağı saplamak için onca yerim dururken parmak boğumlarımı seçen keyfe keder adamlar mı, yoksa annabel lee ile sevişen su kaydırakları mı; hepsi hazır ve de nazır kirpiklerimin arasına düşmekte.
bu esnada benim de gündüzlerimi artık sigara bile kokmayacak denli sterilleştirilmiş, fiyat etiketlerinin erişilebilir bir düzeye çekilmesiyle daha da kalabalıklaşmış, vücutlarının yüzde yüz sek beşinin kaplayan poşetlerle insandan çok uzay çöplüğüne benzeyen saçma teyzelerle dolu alışveriş merkezlerinde 'iş kıyafeti' denilen acayiplikleri arayarak geçirdiğimi düşünürsek, hala şu satırları yazmaya muktedir oluşum bile hayranlıkla karşılanmalıdır. hayır, gardrobumda kirlendikçe değiştirebileceğim birkaç ben olsa da, bu kadar zahmete girmesem artık diyorum.
21 Ağustos 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder